30 Temmuz 2014, Çarşamba 05:55:50 Günaydın !

Reklamlar

Aradığınız kelimeyi giriniz :
Kelimeler ve anlamları
f. Korku. Düşünce. Merak, keder, kuruntu Tasa, kaygı; kuşku, korku Korku Kuşku Tasa, kaygı:"Bütün çehrelere hemen bir durgunluk, hüzün, endişe çökerdi." R. H. Karay Düşünce
Endişelenmek işi Tasalanmak, kaygılanmak Tasalanmak, kaygılanmak:"Biz hep o haberlerin tesiriyle düşünür, endişelenir, kuşkulanır, kederlenir dururuz." Y. K. Beyatlı
Tasalanmak, kaygılanmak Tasalanmak, kaygılanmak:"Biz hep o haberlerin tesiriyle düşünür, endişelenir, kuşkulanır, kederlenir dururuz." Y. K. Beyatlı Endişelenmek işi
Endişelenmek işi Tasalanmak, kaygılanmak Tasalanmak, kaygılanmak:"Biz hep o haberlerin tesiriyle düşünür, endişelenir, kuşkulanır, kederlenir dururuz." Y. K. Beyatlı
f. Korku. Düşünce. Merak, keder, kuruntu Tasa, kaygı; kuşku, korku Korku Kuşku Tasa, kaygı:"Bütün çehrelere hemen bir durgunluk, hüzün, endişe çökerdi." R. H. Karay Düşünce
Tasalı, kaygılı; kuşkulu, korkulu, Endişesi olan:"O zamanlar ezberi tam kıvırıp kıvıramayacağımızdan endişeli, kalp çarpıntıları içinde sıranın bize gelmemesi için dua ederdik." Ç. Altan,
Bu sayfa üzerinde endişe kelime anlamı gösterilmektedir. endişe nedir ? endişe ne demek ? gibi soruların cevaplarına bu sayfa üzerinden ulaşabilirsiniz. endişe kelimesi sözlük anlamı sayfa üzerinde görüntülenemez ise lütfen bize bildiriniz.
Kelime Anlamı Rastgele bilgi : çaktır (kelimesi nedir, anlamı, hakkında, bilmedikleriniz) :
MIKDEHA, Kabul edilmeyecek bir şeyi kurnazlıkla kabul ettirmek, Bir şeyi başka bir şeye sürtmek, vurmak veya çarpmak, Çelik, taş, cam, plastik vb. maddeden yapılmış gaz veya benzinle dolu tutuşturma aleti, Sezinlemek, anlamak, farkına varmak, Vurarak sokup yerleştirmek, Çivi ile tutturmak, Parıldamak, ışık vermek, Bir nevi kurabiye, Samsun'da, Abdal Deresi üzerinde, içme suyu temini amacıyla 19851988 yılları arasında inşa edilmiş bir baraj, Taşa vurulup kıvılcım çıkarılan çelik parçası, Anlamak, bilmek, Saplamak, İçki içmek, Saplamak:"Bir tanesi altısına yeterken, ben altı kurşunu bir tanesine çakıverdim." A. Gündüz, Vurarak sokup yerleştirmek. Çivi ile tutturmak:"İsa'nın ruhu eğer bugün içinden çıkmış olduğu yere inerek bu sahneyi görseydi, kim bilir patriklerini hangi oduna çakardı." F. R. Atay, Kazık çakıp hayvan bağlamak, Kuruyunca kalın kabuk bağlayan kabarcıklarla beliren ve genellikle yüzde çıkan bir deri hastalığı, Tabanca veya tüfeklerde bulunan tetik düzeni, Taşa vurulup kıvılcım çıkarılan çelik parçası:"Nasıl oldu bilmem, eğilip yakarken çakaralmaz çakmak kıvılcım çıkardı." B. Felek. Çelik, taş, cam, plastik vb. maddeden yapılmış gaz veya benzinle dolu tutuşturma aleti:"Yolun yören bir bak nasıl aydınlanır / Aşk uğruna çakabilsen çakmağı." F. Halıcı, Kabul etmeyeceği bir şeyi kurnazlıkla kabul etmesini sağlamak, Vurmak, Anlamak, bilmek:"Ay, bu kadın İngilizceden de çakıyor mu?" N. Araz, Parıldamak, ışık vermek:"Bütün gözler çakar şimşekler gibi parlıyordu." A. Ş. Hisar, Parasını aldı, tüydü." S. F. Abasıyanık. İçki içmek, Sezinlemek, anlamak, farkına varmak:"Vallahi çaktı mı çakmadı mı anlayamadım, Bir şeyi başka bir şeye sürtmek, vurmak veya çarpmak:"Genç kadın, hanımninesinin odasından çıkınca kibrit çakarak yürüdü." P. Safa, Sınavda başarısız olmak, Sahte, taklit, hakiki olmayan, orijinal olmayan, Vurup çakarak yapılmış kuyumcu işi, çukurlusuna dişi çakma, kabartmalısına da erkek çakma denir, Çakmak işi, Evin önüne yapılan sundurmanın üstü, Bu işte kullanılan kuyumcu kalıbı, Deri hastalığı, yara, çıban,

 
Sayfa başına dön